Pedagojinin, psikanalitik araştırmalardan elde edilen gözlemlerden çıkaracağı pratik öğretiler nelerdir? Bu soru soyut bir bilimsel soru değildir. Bahçecilik için botanik ne ise pedagoji için de psikoloji aynı şeydir. Freud un belirttiği gibi yeni doğanın ruhsal işleyişinin tek düzenleyicisi, acılardan yani uyarılmalardan kaçınmaya olan eğilimidir. Yaşamın ilerleyen yıllarında da bu sürer. Birey her şeye rağmen ve ahlaki öğretilerle çelişkili olarak asgari çaba ile azami tatmin elde etmeye gayret etmektedir. Günümüz pedagojisi, bu makul ve aşikar olan ilkenin aksine seyretmektedir. Bu alanda yapılan en büyük hatalardan biri duyguların ve temsillerin bastırılmasıdır. Ve bu durum da hastalığa yol açabilir. Bu hastalıklara tutulan çocukları dikkate alırsak önleyici olarak, çoğu zaman zararlı etkisi olabilen, düşüncenin bastırılması şeklinde işleyen ruhsal mekanizmanın müdahalesinden kaçınılması, pedagojik bir reformun tasavvurunu mümkün kılar. Bundan sonra ve belki de daha da önemli olan görev, sosyal kurumlarımızın arzu dürtülerinin özgür ifadesine imkan tanıyacak reformlar yapabilmesidir. Bu görüş uygarlığı tehdit edici gelebilir. Ancak psikanalitik bakış açısında  uygarlık kendi adına bir amaç değildir. Kişinin bireysel çıkarları ile çevresindekilerin çıkarları arasında ortak bir fikre varmalarını sağlayan uygun bir araçtır. Birçok uygar kişinin fazla miktardaki kaygısı, ölüm korkuları, hastalık hastalığı var ki bütün bunların eğitim süreci sırasında bastırılan libidodan kaynaklandığını düşünüyorum (Sandor Ferenczi). Bu fikri Freud da destekler. Benzer biçimde anlamsız dini batıl inançlara, geleneksel tarikat önderlerine, geçersiz sosyal kurumlara bağlanmak sıradan bir zekanın patolojik bir olgusudur. Bunları motive eden güç ise tehditkar bir yanlış eğitim tarafından bastırılan arzu dürtüleridir.

Pedagojik tedbirlerin etkinliği sadece sorunlu olaylar için değildir. Amaçlı ve iyi etkiler de örn iyi bir eğitim çocuğun tutarlılığını ve bağlanma kapasitesini kullanıma sokabilir.     Daha iyi bir gelecek için en önemli adım Freud unda keşfettiği gibi çocuğun gerçek psikolojisini herkesin bilgisine sunmaktır. FARANZİNİN YAZISI

 

 

BEN NEDEN ÖĞRETMEN OLDUM? AŞİKAR VE BİLİNÇDIŞI NEDENLER

GÜVER KAZANCIOĞLU

Bir okul sistemini oluşturan pek çok birim vardır. Ancak bunlardan en önemlisi öğretmenlerin oluşturduğu birimdir. Çünkü öğrencilerle  en çok birlikte olan yetişkinler öğretmenlerdir. Sistemde öğrencilerden sonra belki de en etkin çoğunluktadırlar. Bilgi ile öğrenciler arasında aktarıcı bir rol alırlar. Bununla birlikte ruh sağlığı alanından biliyoruz ki bir sistemin yeterince iyi işleyebilmesinde o sistemi oluşturan her grubun ve bireyin gelişimi sisteme eşit miktarda dönüşüm sağlayabilir. Bu nedenle öğretmenlerin bir okul sistemindeki varoluşu ve dolayısıyla gelişimi okul için çok önemlidir.

Gelişim ilk olarak farkındalık ve içgörüden geçer. Öğretmenler bir okul sisteminde neler yaşıyor? Nasıl bu mesleğin içine giriyor? Bu soruların sorgulaması psikanalizin temel kavramlarından biri olan bilinçdışı güdüler ile açıklanabilir. Bir öğretmenin bir öğrenci veya bir sınıf öğrenci ile baş başa kaldığı zamanlarda, yaşadığı olumlu ve olumsuz duygular aslen öğretmen öğrenci ilişkisinde en az öğrencinin yaşadıkları kadar hatta bazen daha fazla o ilişkinin gelişimi açısından önem taşır.

Bu nedenle öğretmenin kendi duyguları ile ilgili pek çok soru sorulabilir. Mesela nasıl bu kadar sabırlı olabiliyorlar? Bir sınıf dolusu çocuk veya gençle başa çıkmaya çalışmak nasıl bir duygu?, Her gün yeni bir şey öğretmeye çalışmak, genellikle farklı yollarla , bu nasıl mümkün olabiliyor?, Bazen neredeyse hepsi ile tek tek ilgilenmek,  duygusal ve akademik olarak, nasıl bir motivasyonla olabilir? Günlük hayatının büyük bir bölümünü sadece çocuklarla geçirmek nasıl bir duygu? Sırf bu sorular ve akla gelen ilk cevaplar düşünüldüğünde bile öğretmenlik mesleğinin ne kadar emek ve duygu yoğun bir iş olduğu ortaya çıkar.

Öğretmenliği meslek olarak seçmenin pek çok görünen, bilinçli nedeni olabilir. Ancak bu mesleği seçmede görünmeyen, farkında olmadığımız, nedenler neler olabilir

Reşat Nuri Güntekin in unutulmaz eseri Çalıkuşu’unda Feride de öğretmenliğe olan hevesini şöyle anlatır.

‘…herkesin bir şeye heves ettiği gibi, ben de hocalığa heves ettim. Gönlümün rızasıyla  bu vilayette çalışmak, memleketin çocuklarına hizmet etmek istedim? Feride nin öğretmenlik arzusunun ardında aşikar olmayan neler yatabilir? Onda memleketinin çocuklarına hizmet etme arzusunu ortaya çıkaran nedir?

İşte bu noktada hayatımızın pek çok alanında olduğu gibi zihnimizi psikanalize ve onun araştırma yöntemlerine yöneltebiliriz. Bir meslek seçiminde aşikar, mantıksal, bilişsel faktörlerin yanında psikanalizin kurucusu Sigmund Freud dan bu yana öğrendiğimiz bilişsel olmayan mantıkdışı etkenler de olabilir. Bunları psikanaliz ‘bilinçdışı güdüler’ olarak adlandırıyor.

Peki nedir bilinçdışı güdüler? Bu kavram bizi aslen bilinçdışı kavramını araştırmaya götürür. Bazen günlük yaşantımızda şu tür soruların içinde buluveririz kendimizi: ‘Acaba neden insanlara bu kadar kolay kanıyorum?’, ‘neden hayatımda bana sıkıntı veren insanları seçiyorum?’. Veya karşımızdakilerden bazı yorumlar duyarız kendimizle ilgili : ‘Neden bu kadar basit kararları alamıyorsun?’ ‘Niye bu kadar duygusalsın?’ gibi. Evet bu tür  saptamalar ve sorular zihnimizde dolaşır ve bunların görünürde mantıklı sebepleri yoktur. Ne kadar soruları ve saptamaları bilişsel düzeyde anlamaya çalışsak da bu tür davranışları sıklıkla tekrar ettiğimizi fark ederiz. Bu davranışlarımız vardır. Çünkü Freud a göre bilinçli olarak ulaşamayacağımız bir ruhsal sistemimiz var. O da ‘bilinçdışı’. Bu ruhsal sistem davranışlarımızı hatta tüm hayatımızı etkileyebilir.

Bilinçdışının dili ve kendini ortaya koyuşu farklıdır. Kendini, davranışlarımızda, anlam veremediğimiz sorular veya sorunların içinde bazen de seçimlerimizde hissettirir. Hatta Freud, tüm davranışlarımızın ardında bu ruhsal düzenekte yani bilinçdışında yatan bastırılmış arzularımızın, özellikle de çocukluk arzularımızın olduğunu söyler.

Frank Mc Court 30 yıl Newyork liselerinde edebiyat dersleri vermiş bir öğretmendir. ‘Angela’nın külleri’ adlı romanı ile Pulitzer kazanmıştır.  Son kitabı ‘öğretmen insan’ ın giriş yazısının ilk cümlesinde ‘Eğer Sigmund Freud ve psikanaliz ile ilgili en ufak bir şey bilmeseydim, sefil çocukluğumun tüm sıkıntılarını İrlanda da arıyor olurdum diyor.  Ve şöyle devam ediyor. ‘öğretmenlik yapmamın bu zorlu çocukluk yıllarımı gözden geçirmeme ve yaşadığım zorlukları anlamama büyük yardımı oldu. Bu paylaşımın ardından şöyle bir varsayımda bulunabilirmiyiz: Acaba öğretmenlik mesleğini seçimde bilinçdışında yatan farkında olmadığımız çocukluk dönemi arzuları olabilirmi?

Öğretmenlere sizi öğretmenlik mesleğine yönelten etkenler neler olabilir başlığı altında bir soru sorulduğunda çoğunlukla ilk cevap, çocukluk yaşantısından gelen öğretmencilik oyunları ile ilgili anılar olmuştur. Öğretmenlerin bu soruya çocukluk anılarından bahsederek cevap vermesi bir tesadüf değildir. Öğretmenlerle yapılan bu görüşmelerde öğretmenler meslek seçimlerinin nedenlerini daha derinlemesine merak etmeye başlamış olabilirler. Sanki öğretmenler teknik bir adam olmanın yanı sıra psikolojik bir varlık olduklarını da fark etmiş olabilirler.

Dagley ve Shalter 2003 yılında yayınladıkları çalışmada, meslek seçimini etkileyen başlıca bilinçdışı faktörlerde öncelikle çocukluk dönemi arzularının ağırlığını vurgulamaktadır. Çalışmanın sonucunda  meslek seçiminde etkin dört ana başlık sıralanmıştır. Bunlar  1- Anlamlı çocukluk dönemi deneyimlerini tekrarlamak 2- Çocukluk çağında erişilemeyen ihtiyaçlara erişilmesi 3- ailesel miras yoluyla geçen düşlerin gerçekleştirilmesi 4- Ailede önemli olarak  tanımlanan kişilerden biriyle özdeşleşme.

Edwart Liss ‘öğrenmede motivasyon’ adlı makalesinde her öğretmenin çalıştığı grup veya kişi ile bilinçdışı bir ebeveyn rolünü aldığını ifade eder. Bu beraberinde bir gücü de getirir ve önemli olan soru hissedilen bu gücün nasıl kullanılacağıdır. Der. Bunu kendi gücü ve tatmini için mi ? yoksa yaratıcılık ve yüceltme yoluyla gücü ötekine vererek mi kullanacaktır?

Peki ya pedagojik danışmanlar, hem öğretmenlik vasıfları hemde okullarda ruhsal danışmanlık yönleri birlikte yürütürken, yaptıkları işte hem kendileri, hem öğretmenlikleri, hemde okulun ruhsal danışmanı rolleri varken. Öğrencilere danışman olmanın yanı sıra anne babalara destek vermek, aynı zamanda da diğer öğretmen ve yöneticileri yönlendirmek oldukça çok yönlü bir uğraş olsa gerektir. Sigmund Freud mesleklerden eğitmek, yönetmek ve psikanaliz yapmanın olanaksız olduğunu ancak her 3 mesleğinde tarihin ilk çağlarından beri etkin olduğunu vurgular. Eğitim, yönetim ve psikanaliz her üçünde de başa çıkılmaya çalışılan durumların sonsuz karmaşasının tümünü kapsayan sabit protokoller yoktur. Örn: Eğitim, yetenekleri, gereksinimleri ve öznel dünyaları birbirinden farklı öğrencilerin entelektüel, duygusal ve sosyal gelişimlerine etki etmeye çalışmanın zorluklarını tahmin etmek bile güçtür. Bu mesleklerde yetenekleriniz o sırada yardım etmeye çalıştığınız kişiye ne kadar uyum sağlayabildiğinizle sınanır.  Kişinin öznel öyküsünü ve o andaki gereksinimlerini anlayabilmeniz için onunla ilgili net ve açık bir görüşünüz olmalıdır.  Karşınızdakini tanımanın yanında kendi içsel yönelimlerinizin olabildiğince farkında olmak size danışanlara etkin bir şekilde ulaşmanın temelidir.